Skip to content
MENÜ  

Hayır, Lütfen Yılma ve Yorulma

Sanat tarihinde kadının hak ettiği yeri alamadığı.. sürekli bir varoluş mücadelesi verdiği.. ön yargılarla karşılaştığı.. erkekler tarafından engellendiği.. eğitimdeki yasaklar nedeni ile sanatını yapamadığı.. sanat tarihinin sadece erkek bakış açısı ile yapıldığı.. müze,galeri,özel koleksiyonlarda erkek sanatçıların çoğunlukta olduğu.. sanat etkinliklerinde,medyada erkek sanatçıların öne çıkarıldığı,…gibi, daha nice gerçekler gündeme gelmesine rağmen, artık,

birey haklarının alınması, karma sanat eğitiminin içinde olunması, önce sanat sonra kadınım, söyleminin gündeme gelmesi ile günümüze kadar gelindi.

Ve yine artık bilinen bir gerçek, sanatın, cins farkı ile değil,akıl ile yapıldığı.

Çünkü ben, hiçbir sanat ve yaratıcılık tanımlamalarında kadın ve erkek sözcükleri üzerinden yapılmış bir tarife rastlamadım.

Yıllar boyunca biyografilerde, sanatları aracılığı ile düşüncelerini yansıtacak olan İNSAN ların, tarzlarını oluşturmak, ortaya koymak ve onu sürdürebilmek için ne uğraşlar verdiklerini okuduk.

Temel ihtiyaçlardan zaman zaman vazgeçmek, bir dönem inzivaya çekilmek, çok yorulmak, parasızlık…..gibi.

Tüm bunları göğüsleyen, emek veren, tembellik yapmayan, tutkusundan vazgeçmeyen, kararlı, gözlemde avcılığı hayat boyu sürdüren İNSAN istediğini başarır.

Günümüz tarihçilerine adlarını yazdıracaklardır.

Yıl 1975

Ortalığı çıldırtan heyecanlandırıcı kahve kokusunun tüm mekanı sardığı dokuz kişilik bir jüri ortamı ve onların karşısına çıkan on yedi yaşındaki bir genç kız…

Jüri mezuniyet sonrasında hedefini sordu.‘Bodrum’da Güzel Sanatlar Fakültesi’ dedi. Günün birinde GSF kafeteryasının muhteşem manzarası karşısında verdiği dersin memnun yorgunluğunu yudumladığı kahvenin kokusu ile gidereceğini sanki biliyordu.Soruyu o kadar kendinden emin cevapladı ki….

Ancak bilmediği şey üzerinden yirmi dokuz yılın geçeceği idi.

Ama o öğretmenlik marşını on yedi yaşın küçücük bedeninden haykırarak söylemişti.

O bir öğretmendi…

Yıl 2014…

Yer Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin Bodrum’daki Güzel Sanatlar Fakültesi. Ortalıkta bir telaş bir telaş…GSF’nin yüzüncü kuruluş yılı kutlamaları. Gelen konuk hanımlardan birinin ince topuğu yoldaki paket taşlarının arasına girmiş.. Onun için sadece bir sıkışma,aksilik.Ama o yüz yıl önce paket taşlar döşenirken bir öğretmenin güneşin altında çalışan işçilere elleriyle yorgunluk çayı yaptığını nereden bilsin…

Büyük camlı,mermer zeminli atölyelerin birinde delikanlı bir öğrenci konuk kız arkadaşına günün anlamını belirten konuşmanın başlayacağını ve acele ederek yukarı gelmesini istiyor…

Delikanlıda bir heyecan bir heyecan…

Güzel kız adeta onu duymadan parmaklarıyla devasa camlara ve pervazlara dokunuyor. Gülümseyerek bu atölyede çalışan öğrencilerin ne kadar şanslı olduğunu düşünüyor. O genç hanım nereden bilsin ki bir öğretmenin de sabahın dördüne kadar resim yapıp,şeftali rengi tan ağarırken aynı pencereleri,aynı pervazları okşayıp sevdiğini ve dokunduğunu.

Yıllarca bu atölyelerde öğrencilerin güzel çalışmalar yapmasını temenni ettiğini…

Tören başlamadan önce belki de dünyanın en güzel manzaralı dekan odası ve terasında toplanmış konukların yavaş yavaş odadan çıkarken yerden tavana kadar göz gezdiren bir konuğun nereden aklına gelebilirdi ki,bir öğretmenin gece yarısı gelen bir telefonla yatağından kalkıp görevli birkaç arkadaşı ile bu tavandan akan ve odayı dolduran yağmur sularına çözüm aradığını….

Tören meydanına dizilmiş sandalyelerde oturan bir konuk yanıbaşında duran öğrenci heykelinin gölgesine doğru sandalyesini çekerken,nereden bilirdi ki bu koskoca heykelli meydandan önce bir öğretmenin her şeye tek bir oda ile başladığını ama hayalinin bu odaya sığmadığını… Ve tören….

GSF dekanı konuşmasına çok romantik bir akşam üzerinin o muhteşem kızıl,mor ve altın renkleri arasında başlıyor.

Nereden bilebilirdi ki kimseleri tanımayan yapayalnız bir öğretmenin 1996 yılında,bir sonbahar günü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi GSF öğretim elemanı alım sınavına girmeden bir gün önce endişeli ama ümitle Gümüşlük’de bir deniz yosunu yığınının üzerinde sekiz saat hiç kımıldamadan,okulun hayalini kurarak gün batımı renklerini seyrettiğini…

Dekan çok hoş konuşmasından sonra konuklara insanı kokusu ile mest eden kahvenin geleneksel olarak ikram edilme sebebini anlatırken işte bir tek onu gerçekten biliyordu.

Bir öğretmenin Güzel Sanatlar Fakültesini hayal etme, düşünme ve kuruluş aşamasında hep mutluluk içinde yönetici büyükleri, yardım sever konukları, çalışma arkadaşları,öğrencileri ve ailesi ile hayalin kırk yıl hatırı kalsın diye o güzel kahve kokusu eşliğinde konuştuğunu.

Bu okulun temelinde gülümseme vardı mutluluk vardı kırk yıllık temenniler vardı. Yüz yıl sonra bu insanlar nasıl mutlu olmasınlardı ki, dünyanın en ünlü Güzel Sanatlar Fakültesi idi onlar…

Ayla ERİŞ

Bodrum



Mesaj Gönderin